İlber Şiyak

TORBEŞ – POMAK GERÇEĞİ   II.

GORA / KOSOVA

                              6 EYLÜL 2012

Saygıdeğer okurlar ,
Rumeli’ nin güzel insanları …

Sizlere bu bölümde Gora / KOSOVA Bölgesinde yaşayan
Torbeş – Pomak kardeşlerimle ilgili yapmış olduğum tespitleri ve
araştımalarımdan bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu yazdıklarımı Türkiye ‘de davet edildiğim tüm
Konferans ve söyleşi proğramlarında anlatmış olup ,
Siz değerli hemşerilerim ile de paylaşmak istedim.

EĞER ;
SEN SAHİP ÇIKMAZ İSEN,
BİRİLERİ GELİR SAHİP ÇIKARLAR…!!!

Kosova’da yaşayan Gorani ( Goralılar ), Arnavutluk ile Makedonya’da yaşayan Torbeş ‘ler ,
Bulgaristan ve Yunanistan’da yaşayan Pomak’ lar ,
aslında aynı soydan ve kültürden gelen halk topluluklarıdırlar.
Sadece;  yaşadıkları ülkeler bunları farklı tanımlamalar ile , Müslümanlaştırılmış
kendi soydaşları olduklarını iddia ederek asimile etmeye devam etmektedirler.
Bu asimilasyon çalışmalarında gayet başarılı olmuşlardır.
Örneğin ; Kosova’nın Gora bölgesinde yaşayan kardeşlerimize
uygulanan Arnavutlaştırma planları başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.
Bilerek ihmallere ve terkedilmişliğe itilen bu yöre halkı ,
son yüzyıl içinde sürekli fakirlik , ekonomik sıkıntılar ve göç ile yüzleşti…

Resmi olmayan verilere göre ;
Nüfusu yaklaşık 18.000 kişi olan Gora Bölgesinde ,
günümüzde 8.000 kişi yaşamaktadır.
Bölgedeki köylerin büyüklerinden olan ,
Brod , Restelitsa ve Dikantse , neredeyse göçlerden dolayı
boşalmış vaziyetteler.
Kosova’ da ki  son savaştan sonra , yaklaşık 2.000 kişi daha
iş bulabilmek ve daha iyi yaşayabilmek için buraları terk ettiler.
1999 yılı Kosova savaşında ,
Bölgede son bir göç dalgası daha yaşanmıştır.

İster Gora bölgesinde ve isterse şehir ve kasabalarda yaşayan halk ,
savaşın ardından oluşan aşırı milliyetçilik akımı , baskı , asimilasyon ,
yağmalama ve çok sayıda saldırıların kurbanı oldular…

Gezip , gördüğüm kadarı ile ,
On yıl öncesine kadar yaklaşık 3.000 kişinin yaşadığı
Brod köyünde , bu gün 850 kişi yaşamaktadır.
1938 yılına kadar , Türkçe eğitim uygulanan yörede
1938 yılından sonra , Sırp askerlerinin baskı ve saldırıları neticesinde
Sırbistan Devleti tarafından gönderilen Öğretmenler ile ,
eğitim ve öğretim Sırpça dili üzerine yapımıştır.
Günümüzde dahi , bu bölgede Eğitim ve Öğrenim
Sırpça dilinden ve Sırbistan müfredatına göre yapılmaktadır.
Hatta bu durum öyle bir boyuta varmış ki ;
Öğretmenlerin maaşları bile Sırbistan Eğitim Bakanlığı tarafından karşılanmaktadır.

Bu bölgede yaşayan Torbeşler ,
Kosova Vatandaşları olmalarına rağmen ,
Bölgede Bulgaristan ve Makedonya pasaportları
en kolay şekilde dağıtılmaktadır…!
Bu pasaportların içinde en kolay temin edileni Makedonya pasaportudur.
Yalnızca kimlik kartlarındaki ( isim ve soyisim ) kısmının yanına,
” Po Poteklo Makedonec ” , Türkçesi ;  ” Aslen Makedon”
Olduğunun yazılması ve uzun zamandır Kosova’da yaşadığını
belgeleyecek olan İçişleri Bakanlığı Formu’ nun doldurulması yeterlidir.
Makedonya Cumhuriyeti ‘ nin amacı ;
Kosova Cumhuriyeti’nin  Gora Bölgesini kendi toprakları ,
400.km.karelik alanda yaşayan ve Makedonca dilini konuşan
bu insanları , kendi vatandaşları olarak gösterebilmek ve buralarda
hak iddia edebilmektir.

Bulgaristan Devleti ise ;
Bu bölgede yaşayanların Pomak olduklarını ,
Bulgarca konuştuklarını ve dolayısıyla Bulgar olduklarını iddia etmektedirler.
Pasaport çıkartmakta kolaylık olsun diye ,
Dragaş – Sofya hattında karşılıklı otobüs seferleri başlatmışlardır.

Kısacası ; 500 yıldan fazla Osmanlı Devleti’ne 
Sadakat ile bağlı olan , ister Gora’ da ve isterse Balkanlar’ da yaşayan
Torbeşler , maalesef Türkiye Cumhuriyeti’ nin etkin sahiplenmemesi
neticesinde , işte böyle küçük ülkeler bu insanlar arasında diledikleri gibi
faaliyetlerde bulunarak ,
son 50 yıl içinde burada yaşayanları Türkiye’ den koparmayı başarmışlardır.

Unutulmaması gereken bir kısa bilgiyi aktarayım ..!
Kosova’nın güneyinde bulunan Gora bölgesinin,
MİLKA Köyü’ ne yerleşenler ,
1090 yılında Balkanların ilk ve en eski Cami’sini inşa etmişlerdir.
Cami kitabesinde ;
”1090 yılında bu camiyi Ahmed Ağa inşa ederken ,
onarımı da 1128 yılında tamamlanmıştır ”
diye yazmaktadır.

Çanakkale Savaşında ve Plevne Müdafaasında şehit düşen
onlarca Torbeş , kendilerini başka nasıl hissetmiş olabilirler ki ?..
Plevne Savunmasında ;
Brod Köyünden 94 kişi şehit olmuşlardır.
Çanakkale Savaşında ;
Bu yöreden şehit olanların sayısı 460 kişi dir..!

Yazık !!
Çok yazık ..!!!

Sen buralara gitmezsen ,
Türklüğü ve İslam’ı anlatmaz isen ,
Unutma ki …!
Senin anlatamadıklarını
Gün gelir ;
Sırp , Makedon , Bulgar ,Arnavut ve Yunan’lı gelir
Anlatır..!!!

İLBER  ŞİYAK

ARAŞTIRMACI – YAZAR

 

MAKEDONYA’ NIN BATISINDA

TORBEŞ – POMAK GERÇEĞİ…

                        2 EYLÜL 2012

Saygıdeğer okurlarım ;
Öncelikle şu hususu kesin olarak bilinmesinde
yarar olduğunu düşünüyorum.

Bizlerin , Türkiye’ye göç etmiş olan hemşerilerimizin
Rumeli’den gelmiş oldukları ülkeler ile yakın akrabalık
bağları her zaman varola gelmiştir.
Bu itibarla geride bıraktıklarımız,
bizim ciğerimizin yarısıdırlar..
Rumeli’de geride bıraktığımız kardeşlerimize ilgi duymak ,
onların her halleriyle ilgilenmek ve geçmişten geleceğe uzanan
Kültürel varlıklarımızı araştırıp yaşatmak ve paylaşmak bizlerin
asli görevlerinden biridir.
Ben böyle düşünüyorum.
Zira benim Akrabalarımın yarısı bu günkü MAKEDONYA’ da yaşamaktadırlar..

Bizlere ait olan Kültürel objelerimizi,
Gelenek ve Göreneklerimizi bizden sonraki kuşaklara
aktarmak zorundayız.
Çocuklarımız ve Torunlarımız kim olduklarını ,
Nerede yaşadığımızı ve neden göç ettiğimizi iyice bilmek zorundalar.
Bu itibarla bu konuda az da olsa bir katkım olduysa
ne mutlu bana …
Şubat 2011 tarihinde yazmış olduğum ;
” MAKEDONYA REKALAR KAZASINDA TÜRK İZLERİ ”
İsimli kitabım yayınlandığı günden bu yana,
gerek yurt içinden siz değerli hemşerilerim, ve gerekse
yurt dışında yaşayan kardeşlerimizin bana en çok sordukları
soruların başında ; Hocam , biz TORBEŞ ‘ler kimleriz.?
Bakınız değerli okurlarım ;
Öncelikle şu hususu açıkça belirtmek isterim ki ,
Dünya’da Torbeş – Pomak ve Potur diye bilinen bir etnik
IRK ve KAVİM yoktur !.

4.yy.’ın başından itibaren  batıya doğru ilerleyen HUN’ lar,
376 yılında VOLGA ırmağını geçerek , Balkanlar’da yerleşmeye başlamışlardır.
ATTİLA önderliğindeki HUN’ lar , zamanla güçlerini kaybedince
SLAV  göçlerini takip eden TÜRK Boyları ,
bölge halkının arasında asimile olmuşlardır.
Osmanlı’nın Balkanlar’ı fethinden sonra,
TÜRK örf ve ananelerine uygun olarak yaşamaya başlamışlardır.
Şehirlerde ve Ova’ larda yaşayanlar , kısa sürede Türkçe’yi
öğrenip konuşmaya başlamışlar ve TÜRK – YÖRÜK topluluklarına
karışıp yaşamlarına devam etmişlerdir.

Fakat ;
Özellikle , Makedonya’nın Batısında dağlık kesimlerde
Türkçe tam olarak yaygınlaşamamıştur .
Bu bölgede özellikle ;
Osmanlı Devleti’ne 400 yıldan fazla bir süre sadakat ile bağlı olan
kardeşlerimize ve bizlere ,
Osmanlı’nın bölgeyi terk ettiğ 1912 yılından sonra ,
Sırp Krallığı tarafından sistemli olarak uygulanan ASİMİLASYON
Politikaları neticesinde bölge halkına önce TÜRKÇE unutturulmuş ,
ardından ;
Bir torba hurda ( çökelek ) karşılığında ve kılıç zoru ile
Müslüman oldukları söylenerek ,
aşağılarcasına bu özde TÜRK- İSLAM soyundan gelen kardeşlerimize,
Torbeşler demeye başlamışlardır.
Bölge halkının 500 yılda tam 6 kez soyadları ve etnik kimlik ibareleri değiştirilmiştir.
Halbu ki ; Osmanlılar bölgede yaşayanları ,
Slav’ların iddia ettikleri gibi ,
Kılıç zoru ile Müslümanlaştırmış olsalar idi,
günümüzde bölgede ;
Bırakın insanları ,
Horoz’ lar dahi ALLAHÜEKBER derlerdi !!!

Oysa ;
Bölgeyi tanıyanlar gayet iyi bilirler ki ,
Zorla Müslümanlaştırmayı bırakın ,
bilakis Osmalı’lar bölgede yaşayan Hıristiyan Ahalinin,
Manastır ve Kiliselerini onarmış ,
ibadetlerine açık tutmuş ve kendilerine her türlü dini
özgürlüklerini tanımıştır.

Bizler ;
Makedon olsaydık ,
Atalarımız neden Makedonlardan baskı ve zulüm gördüler.
Ben 60 yaşıma geldim ,
Makedonya’ya defalarca gittim. Ammaaaaa….
Hem Makedon olup ,
Hem de Müslüman olana hiç rastlamadım.
Önce 1945 te kabul edilen ve 1968 yılından itibaren de
Yugoslavya Devleti tarafından  uydurulan ,
Makedonski Muslimani safsatasına da  hiç inanmıyorum.

Atalarımız neden göçe zorlandılar ?…

İşte asıl düşünülecek mesele bu dur.
Şu hususu da iyi bilmek gerekir..
Bölgede ;
Osmanlılar’dan önce Hıristiyanlar yaşamaktaydı..
Reka Bölgesi’nden örnek vermem gerekirse,
Köylerdeki Hıristiyanlardan bazılarının İslamiyeti kabul ettiklerini ve ,
bizlere karıştıklarını ,
Bazı Makedon ve Türk Tarihçiler ise ;
Burada askerlik yapan Osmanlılar ‘dan bazılarının bu köylerdeki
Makedon kadınlar ile evlendiklerini ve bu evliliklerden doğan çocuklarını
Torbeş diye Nüfus kütüklerine yazdırdıklarını iddia etmektedirler.

Makedonya’da Torbeşler genellikle ;
Şardağ – Korab – Bistra – Deşat -Stogovo -Kırçin dağları arasında ve,
Köprülü ( Veles ) -Prilep- Debre - Struga – Gostivar – Kalkandelen ( Tetovo ) ,
Tikveş- Kavadartsi ve Üsküp civarında yoğun olarak yaşamaktadırlar.
Bulgaristan ‘da POMAK olarak adlandırılmaktadırlar..

Özellikle Balkan Harbi’nden sonra bu insanlar ,
kendilerini TÜRK hissettiklerinden dolayı Slav’ laşmayı kabul etmeyerek ,
ölümü göze alarak, gizlice ve kitleler halinde TÜRKİYE’ ye göç etmişlerdir.
Balkan Savaşları sırasında sadece ;
Tikveş bölgesinden 24 Torbeş köyü göç etmiştir.
18.000 kişilik Türk nüfusa sahip olan Tikveş bölgesi göçler sonrası ,
1931 yılında 4.100 ‘e , günümüzde bu sayı 452′ye düşmüştür..
19.yy.’da 8.605 olan Torbeş nüfusu ,1931′de 3.166′ya ,
günümüzde ise yok denecek sayıya gelmiştir.
Bu örnek sadece Tikveş bölgesine aittir.
1958 – 1962 yılları arasında Rekalar bölgesinden yoğun bir göç yaşanmıştır.
Kısaca ; hiç kimse durup dururken göç etmez !!!
İşte böyle değerli okurlarım..!
Sizleri aydınlatmaya çalıştım..

Bu gerçekleri bilmemiz gerektiğine inanıyorum.!

SEVGİ VE SAYGILAR SUNUYORUM…

İLBER  ŞİYAK
ARAŞTIRMACI – YAZAR

BENİM  RADYOM ….                    31 Ağustos 2012                         

1963 Yılının bir ilkbahar günüydü…
Okuldan eve geldim.
Annem ;
Bütün anneler gibi beni kapıda karşıladı ve ,
acıkmış olduğumu bildiğinden bana hemen bir dilim ekmek ve ,
bizim ” İZVAR ” dediğimiz,
bildiğiniz ” Çökelek” getirdi bir tabağın içinde.

Belki ilginç gelecek fakat , o yıllarda bizler yani Göçmenler ,
öyle günümüzde olduğu gibi Peynir , Zeytin , Reçel türü kahvaltılık nedir bilmezdik.
Akşamdan kalanı sabah yerdik.
Fukaralıktan o yıllarda derdimiz sadece başımızı sokabilecek bir ev yapabilmekti.
Babam , iki Amcam ile birlikte derme-çatma, gecekondu tipi evimizi yapıp
içine yerleştiğimizde bizden daha mutlusu yoktu !

Evimizin zemini toprak idi..
İnce bir beton dahi atamadık parasızlıktan dolayı.
Toprak zemin üzerine o yıllarda sazdan- kamıştan yapılan
” HASIR ” serip üzerine de memleketten getirdiğimiz,
Çul denilen kilimlerden serdik.
Varsın öyle olsun !..
Allah’a şükrediyorduk..
Artık bizim de  TÜRKİYE’de kök salabileceğimiz bir evimiz vardı…

Evimizin 3 odası ve 1 salonu vardı.
Odaların birinde biz, diğer ikisinde amcamlar oturuyorlardı.
Salonda ise Babaannemiz kalıyordu.
İşte ! bu fakirhane ;
fakat bizim için saraydan farksız olan evimizin en önemli dekor eşyası
Yugoslavya’dan getirdiğimiz ” NİKOLA TESLA ” marka Radyomuz idi…
Devamlı Üsküp Radyosunu dinler ,
Sıla hasretini gidermeye çalışırlardı.

Ben okulda Türkçe konuşmayı öğrendiğim için ,
Akşam Ajans Haberlerini bana dinletirlerdi.
Daha sonra kendilerine Makedonca anlatırdım.
Zira büyüklerimiz Türkçe bilmiyorlardı…
Ben , Annemin verdiği Çökelek ve ekmeği yer iken ,
Annem Radyo’yu açtı ve tam o esnada İstanbul Radyosu Yurttan Sesler Korosu’nun
proğramı vardı.
Bir ara Koro’dan bir bayan solist ;
” YÜKSEK YÜKSEK TEPELERE EV KURMASINLAR ! ” adlı türküyü okumaya başladı.

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar.
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.
Annesinin bir tanesini hor görmesinler !
Uçanda kuşlara malum olsun ,
Ben Annemi özledim.
Hem Annemi , hem Babamı,
Hem köyümü özledim.

 Diye ;
Başlayan bu Dram yüklü Trakya türküsünün anlamını Annem bana sordu.
Ben de kendisine izah ettim.
Gözleri doldu….
Yutkundu….
ve , sonrada hıçkırarak ağlamaya başladı.
–Anneciğim , ağlama!! dedim.
Ben de ağlamaya başladım..
Derin bir ah… çekti.
Gözyaşlarını silmeye çalıştı.
Bana şöyle dedi ;
–Allah hiç kimseyi ve hatta düşmanımı bile,
Evladından , Annesinden , Kardeşlerinden ve doğup büyüdüğü
topraklarından , köyünden ayırmasın ! dedi.

Göç etmeyen bunları bilmez..!!!
Aklıma geldikçe gözlerim dolar , o anları tekrar anılarımda yaşarım.
Ben 20 yıl Türk Halk Müziği Sanatçısı olarak  Türküler okudum.
Fakat bu Türküyü bir kez bile okuyamadım..!!!

Çünkü ;
Ne zaman okumak istediysem Türkünün sözleri her defasında
boğazımda düğümlendi.
Memleket hasreti içinde ,
Hakkın Rahmetine kavuşan ,
Tüm yakınlarını Yugoslavya’ da bırakıp ,
Sadece ben Annesiz büyümeyeyim diye ,
Türkiye ‘ye göç eden ,
Çileli ANNEM….

                     ALLAH’IN RAHMETİ ÜZERİNE OLSUN…!

Hiç ! ama hiç bir zaman unutmamalıyız ki ;

Bir ağacın dalları ne kadar uzarsa uzasın,
Beslendiği yer yine kökleridir.
İnsanoğlu’ da biraz böyle değil mi ?
Nerede yaşarsa yaşasın, ekmeğini nerede kazanırsa kazansın
                  Yine de ;
Köklerini beraberinde götürür .!

               İLBER  ŞİYAK

Önemli !!!
Bistra’nın Kardelenleri  isimli öykü kitabımdan alıntı olup ,
izinsiz kullanılamaz..

UÇUN KUŞLAR UÇUN İZMİR’E DOĞRU….

1960 yılının soğuk bir 29 Ekim günü ,
Beni , Babamı ,Annemi , Babaannemi, Amcalarımı,
Yengelerimi, onların çocuklarını ve bizimle birlikte göç eden,
Halamı ve Eniştemi, annemin dayıları Ferhat ve Muhammed Hoca’ları ve
tüm aile fertlerini Anavatan Türkiye’ye getiren Üsküp (Skopje )- İstanbul Tren’i nin
Sirkeci Garı’na altı günlük meşakkatli bir yolculuktan sonra ulaştığı güne
Selam olsun !…

Şükürler olsun Tren’den ellerinde birer ”KUFER”( Valiz ) ve,
kap-kaçak, yatak ,yorgan ve öteberiden oluşan eşyaları ile 
Anavatan’a gelenlere selam olsun !…

Dilini bilmedikleri bir ülkeye , 
Doğup büyüdükleri, yüzyıllardır yaşadıkları,
Ecdat yadigarı, uğruna can verdikleri 
Atayurtları Rumeli diyarını bırakıp,
Anavatan Türkiye’ye ; sırf Ayyıldızlı bayrak ve Ezan-ı Muhammedi için gelen 
Muhacirlere selam olsun !….

İstanbul’da Sirkeci Garı’ndan çıktığımızda ,
henüz nereye geldiğimizi bilmiyor iken,
Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için süslenen caddenin ve cadde üzerinde kahramanlık marşları çalan 
Askeri Bandonun bizleri karşılamaya geldiğini,
caddenin bizim için süslendiğini sanacak kadar saf ve temiz duygularla 
Türk toprağını öperek Allah’a şükreden 
Atalarımıza selam olsun !…
İstanbul’a kadar gelip Manisa’ya kadar gidecek paraları olmayan,
eski gelen hemşerileri Beadin Şiyak’ı Eyüp Semti’ne kadar yayan gidip ziyaret eden,
ondan borç para alıp tekrar Sirkeci’ye geri gelen,
eşyalarımızı kamyona yükleyip önce Feribot ile Bandırma’ya , oradan da Tren ile Manisa’ya getiren
onca meşakkate ve çileye rağmen yine de yüzleri umutlu ve gülen 
Atalarımıza selam olsun !…
Tıpkı bizim gibi , belki de dahada ağır şartlarda göç eden onbinlerce hemşerilerimize 
Selam olsun !….

Yolculuğumuz sırasında Halamın kocası eniştem ,Bandırma’dan Manisa’ya kadar yorgun dudaklarından 
hiç düşürmediği ” UÇUN KUŞLAR UÇUN , İZMİR’E DOĞRU” Türküsünün sadece bu mısrasını mırıldanıp durdu.
Bizler anlamını bilmediğimiz için babam ona bu türküyü nereden ve kimden öğrendiğini ve ne anlama 
geldiğini sorduğunda şu cevabı aldı.
– Ben bu türküyü dedemdn öğrendim  dedi ve manasınıda anlatınca,
Kompartımanda birlikte yolculuk ettiğimiz herkes hüzünlendi .
Eniştemin dedesi bu türküyü Osmanlı zamanında , Selanik’te inşaat işçiliğinde çalışırken 
iş arkadaşı olan bir Türk ‘ten öğrendiğini söyledi.
O  gün , bu  gündür 
tam 50 yıldır , ne zaman İzmir’e yolculuk yapsam ben de ;
hep bu türküyü o günlerin anusına mırıldanırım..

İşte böyle saygıdeğer okurlarım.
Göç ‘ün ne demek olduğunu ancak göç edenler bilebilir.
Rabbim hiç kimseyi vatanından ve sevdiklerinden ayırmasın.
Sizlere anlattığım bu ibret vesikası göç olayı bizzat benim ve ailemin yaşadığı 
gerçek bir öyküdür.
Bu öykü ;
Yazmış olduğum (Makedonya Rekalar Kazasında Türk İzleri ) adlı kitabımın
118 ve 119 . sahifelerinden alınmış olup , izinsiz kullanılamaz..

İLBER ŞİYAK

MACİRLİK ZORDUR BRE KARDAŞ ….!!!

Komünizm’ den kaçarak göç eden bu insanlara Kömünist yakıştırması yapıldı.
Evlerinin içine banyo ve tuvalet yaptıkları için , kendilerine gavurlar denildi yıllarca…
Türkçe bilmedikleri için horlandılar.
Siz aslında gavur idiniz , buraya gelip Müslüman oldunuz ! , İsimlerinizi değiştirdiniz dediler.
Hep sineye çektiler ….
Hiç bir zaman isyan etmediler ..!

Bir zaman geldi ; bu insanların aslında gavur olmadıkları , Vatanını , Devletini çok seven insanlar olduklarını anladılar . Ne zaman biliyormusunuz ? Tam 30 yıl sonra ……
ONLAR ;
SABIRLA , ÇALIŞARAK , ALLAH’A ŞÜKREDEREK ….
” BİSTRA DAĞININ KARDELENLERİ ” GİBİ….
SOĞUĞA , KAR’A İNAT ,
HEP FIŞKIRDILAR…
ULU ÇINARLAR GİBİ KÖK SALDILAR …
VATANBİLDİKLERİ BU TOPRAKLARDA ……..

SEVGİLİ GENÇLER ;
Balkan Harbinden sonra ,
( 1912 ) ki li yıllarda , Balkanlarda özellikle de Yugoslavya’ da .Bulgar – Sırp ve Makedon direniş çetelerinin Türk’lere ve Müslüman Ahaliye karşı uyguladıkları baskı ve zulümü bilseydiniz ve 1910 – 1913 yılları arasında katledilen Türk ve Müslüman kardeşlerimizin kanlarının Vardar nehrini nasıl kırmızıya boyadığını bilseydiniz , inanıyorum ki ; Hiç bi

riniz anlamını bilmediğiniz Makedon Halk Şarkıları olan ( PATRİOTSKİ PESMİ ) dinlemez ve eğer bu komitacıların kim olduklarını bilseydiniz Makedonya’ya gittiğinizde anıt mezarlarını ziyaret edip saygı duruşunda bulunmazdınız. Babaları bile Türkiye ‘ de doğmuş gençlerin bu Makedonluk özentilerini bir türlü anlayabilmiş değilim. Yazık çok yazık ..Siz hiç Türklüğe özenen bir Makedona rastladınızmı ? ..
Eğer ki 1908 yılında KRUŞEVO ‘da ( iİLİNDEN ) ayaklanmasında Türk askerlerinin nasıl katlediklerini bilseydin , Atalarının da Türkiye’ye neden göç ettiklerini bilirdin..
Makedonya ‘da doğmuş olmak , Makedonya’dan Türkiye’ye göç etmiş olmak başka bir şey ,
Makedon olmak başka bir şey !!!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: